Anasayfa Makale Limonataya dahi ÖTV alınan ülkede “büyüyen ekonomi”ye dair

Limonataya dahi ÖTV alınan ülkede “büyüyen ekonomi”ye dair

Cumartesi, 02 Aralık 2017 16:54
Yazdır PDF

Limonataya dahi ÖTV alınan ülkede büyüyen ekonomiye dairBir ülkenin ekonomik olarak büyümesinin sağlıklı/verimli olabilmesi için pek çok sektörde geometrik olarak büyümesi gerekiyor. Sadece her sektörde bile olsa doğrusal bir hacimsel büyüme -sürdürülebilir olsa bile- “yeterli ve doğru” bir büyüme olmaz. Örneğin inşaatın artı 10 birim, tarım hayvancılığın artı 10 birim, imalat sanayinin artı 10 birim olarak, eşzamanlı büyümesi yeterli ve doğru bir büyüme değildir. Kaldı ki diğer sektörlerden pek çoğunun negatif yönlü büyüdüğü bir ortamda sadece inşaat sektörüne dayalı büyüme hem sürdürülebilir hem yeterli hem iktisaden doğru bir büyüme değildir. Ağır sanayi, tarım-hayvancılık, bilişim, ara sanayi vb. sektörlerde de eş zamanlı olarak geometrik bir büyüme gerçek ve verimli bir iktisadi büyümedir.

Son dönemlerde Türkiye ekonomisinin % 5’den biraz fazla büyüdüğü ve ekonominin tıkırında olduğu yönlü bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Ancak herkes bu büyümenin “inşaat” sektörüne dayalı bir büyüme olduğunu ve sürdürülebilir olmadığını vurguluyor. Daha 18.2.2016’da Rahmi Koç: “Yatırımlar taşa toprağa gitti, rekabet gücü kuramadık” diye sızlanıyordu. TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik: “Evet büyümemiz %5’in biraz üstünde fakat bu inşaat sektöründeki büyümeden geliyor. Gayrimenkul yatırımlarındaki büyüme oranı %10 küsur… Fakat makine teçhizat yatırımları dört çeyrektir eksi 6 (altı) büyümede” diyor. (Aktaran Taha Akyol, 18 Kasım 2017 Hürriyet) İnşaat sektöründeki bu büyüme kredilerle- özellikle yurtdışı kredilerle, kaldı ki Türkiye’de ki bankalarda yurtdışından kredi alıyor-sağlanıyor. Doğallında dolar ve avrodaki artış bu büyümenin dinamitlerinden bir tanesi ”… dolardaki bir kuruşluk artış ekonomimize 2.1 milyar (iki nokta bir) lira maliyet getiriyor.” (Taha Akyol 16 Kasım 2017) Bu veriyle doların son birkaç haftada 3.88-3.90 TL’ye yükselmesinin getirdiği maliyetin çapının büyüklüğü daha iyi anlaşılabilir. Son bir yılda TL dolar karşısında %19,5 oranında değer kaybederken, Eylül-Kasım arasındaki kayıp % 12. Kredi derecelendirme şirketinin verdiği olumsuz notlarla Türkiye’deki banka ve şirketlerin kredi bulmaları gittikçe zorlaşıyor. Kredi bulunsa bile koşulları sürekli ağırlaşıyor.

Tarım ve hayvancılıktaki tükeniş “ithalat” ile çözülmeye çalışılıyor. Ancak bu tarım ve hayvancılıktaki tükenişi iyice hızlandırıyor. Mısır, tütün, fındık, üzüm üreticilerinin isyanları haftalarca televizyon ve gazetelerde yer aldı. Fındık üreticilerinin isyanı, fındık ağaçlarını kesmeye kadar uzandı. Gübrenin, her gün zam gelen mazotun, tohumun vb.lerinin girdilerinin sürekli fiyatlarını artması, çiftçilerin ise maliyetinin altında “satış” yapmaya zorlanmaları tarımın yok edilmesi anlamına geldiği gibi tarıma dayalı sanayi/hafif sanayinin de yok edilmesi anlamına gelmektedir. Buğday, mercimek, nohut, fasulye vb. ürünler ithal ediliyor. Hayvancılıkta da durum farklı değil. Saman ithal eden, et ithal eden bir ülkenin hayvancılığının durumu kasaplardaki et fiyatları gerçeği gösteriyor.

TÜSİAD Başkanı Erol Bilecek’in eksi % 6 (altı) büyümede dediği makine-teçhizat yatırımı genel anlamda sermaye yatırımı anlamına gelmektedir. Sermaye yatırımı bir ülkedeki sanayileşmenin ve yenilenen teknik ekipmanın genel anlamıyla kapitalistleşmenin durumunu anlatır. Yeni sanayi yatırımı ve teknik ekipmanın olmadığı üretim hem dışa bağımlılığa neden olur, bağımlılığı arttırır hem istihdam yaratamaz hem de ürettiği ürünlerde maliyet artışına sebep olur. Kâr üretime döndüğü oranda sermaye olur. Üretim maliyetini düşürmenin yollarından bir tanesi işçi çıkarmaktır. Ocak-Ekim 2017’de 393 bin yeni başvuru eklendi. Bu rakamlar tabî ki resmi rakamlar. İş aramayı bırakmış insanlar da bu rakamlara dâhil değil.

Bunlarla beraber Türkiye’deki imalat, ithalata dayalı bir imalat olmaya devam ediyor. İmalat, ithalata dayalı olduğu sürece ithalat-ihracat her zaman açık vermek zorunda. İhracatta rekor kırdık diyen “yetkililer” ithalattaki rekordan ise bahsetmiyorlar. “İthalatta yaşanan büyük artışa karşın ihracatın düşük kalmasına bağlı olarak Eylül ayında dış ticaret açığı % 85 artışla 8 milyar 135 milyon dolara yükseldi… TÜİK verilerine göre; ihracat Eylül ayında, geçen yılın aynı ayına göre % 8.7 artarak 11 milyar 848 milyon dolara ithalat ise %30.6 artarak 19 milyar 982 milyon dolara çıktı” (1 Kasım 2017 Cumhuriyet) İthalat süreci döviz üzerinden inşa edildiği için her gün yükselen dolar ve avro maliyetlerin artmasına sebep oluyor.

Yurtdışından alınan mal ve hizmetlerle birlikte edinilen kredilerin yükselen dolar ve avro nedeniyle maliyetlerinin yükselmesi cari açığın artmasına neden olmaktadır. Özellikle yükselen petrol fiyatlar cari açığa neden oluyor. Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin notunu yükseltmemesi, siyasi-ekonomik, jeopolitik durumu, ABD, AB gerginliğini her gün ekonomik gidişatın aleyhine işliyor. Amerika merkez bankası FED’n ve diğer emperyalist ülkelerdeki merkez banklarındaki para politikalarını sıkılaştırmaları Türkiye gibi ülkelerdeki ”sıcak paranın” kaçmasına yol açacak. Kaldı ki şimdiden sıkılaştırma politikalarının lafı bile kaçışlara neden oluyor: “Yurtdışında yerleşikler, geçen hafta nette 513.6 milyon dolarlık tahvil sattı.” (17 Kasım 2017 Cumhuriyet) Bir hafta da net olarak yaklaşık 1 milyar (bir milyar)dolarlık bir para ülke dışına çıktı.

Faiz lobisi. SP (Standard and Poor’s) Ülke Kredi Reytingleri direktörü Frank Gill: “Uzun zamandır bazı endişelere işaret ediyoruz, geniş cari açık, düşük tasarruf oranı ve cari açığı finanse etmek için potansiyel olarak öngörülemez sermaye akışlarına bağlılık “(10 Kasım Cumhuriyet) tan bahsediyor. Bu açıklamayı yapan Gill,TL’deki değer kaybının uzun vadede şirketlerin döviz cinsinden borçlarını ödeyebilme güçlerini baskılayabileceği ve daha yüksek enflasyona yol açacağını söylüyor. Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) Eki 2008’den beri en yüksek olan 11.90 (on bir nokta doksan) seviyesine geldi, çekirdek enflasyon ise %11.82 oldu. Merkez bankası da bu yılın başında 6,5 olarak tahmin ettiği fiyat artışlarını9.8’e yükselti. Merkez bankasını fiyat artışları tahminini yükseltmesi, bugüne kadar uyguladığı ekonomik programların ve enflasyonla mücadelenin işe yaramadığını gösteriyor. Uzun süredir faiz artırımına direnen Merkez Bankasının elinde bu seçenekten yani faiz arttırmaktan başka seçeneği kalmamak üzere. Ancak bu seçeneğin de var olan konjektürde ne kadar işe yarayacağı tartışmalı görünüyor.

Kamu çalışanları ile memur emekçilerinin maaşlarına 2017’nin Ocak ayında % 3, Temmuz’da ise % 4 zam yapıldı. Artan enflasyon ile birlikte bir memurun aylık kaybı 53 TL’ye çıktı. (5 Kasım 2017 Cumhuriyet) Asgari ücretin 1404 lira civarında olduğu düşünüldüğünde yoksul emekçi halkın enflasyon karşısındaki durumu ve kayıpları daha iyi anlaşılabilir.

Sanayinin eksi, % 6 büyüdüğü(negatif) tarım ve hayvancılığın yok edildiği bir ülkede hızla değer kaybeden TL ve hızla yükselen enflasyon sadece yoksul emekçi halkı vuruyor. Otoyol ve köprü inşaatları, geçiş garantileri, şehir hastaneleri inşaatları ve garantiler, hapishane ihaleleri vb. vb. yeni yeni milyarderler yaratmaya devam ediyor. Yap-Kirala-Devret modeliyle şuana kadar yapılan şehir hastanelerine 3 yıl için ödenecek kira bedeli 9 milyar 639 milyon TL (dokuz milyar altı yüz otuz dokuz milyar).

Dünya genelinde yapılan “servet” araştırmasıyla ilgili yazısında Hürriyet gazetesinden Uğur Gürses (18 Kasım 2017) köşesinde şaşkınlıkla şunları söylüyor: “… Türkiye’de toplam servet düşüşü yaşanırken, dolar milyarderi sayısının 6 kişi artması. Çok daha çarpıcı tarafı şu, 2013’te ‘kırılgan beşli’ olarak adlandırılan gelişen ülkelerden sadece Türkiye2ninmilyarder sayısı artmış. Diğerlerinin milyarderleri azalmış… Yerel para ile ölçülen servetlerin dolara çevrilmesinde kur önemli. Diğer ülkelerin parası az değer kaybederken daha fazla kaybeden ülkenin milyarder sayısının artması hiç normal değil.”

Türkiye’nin büyüyen ekonomik durumu bu. Önümüzdeki yıllarda seçimler geliyor. Bu süreç seçimlere kadar bu çerçevede hiçbir kırılma yaşamadan gitmeyi başarırsa (ki bu zor görünüyor) 2019 seçimleri sonrasında Türkiye’deki yoksul emekçi halkı bekleyen “kemer sıkma” politikaları, zam ve daha da artan vergiler olacak. Limonataya dahi ÖTV alınan ülkede “pırlanta, elmas ve yatta” ÖTV oranları “O” (sıfır) bu durumdaki bir ülkede milyarder sayısı hızla artarken, ülkede yoksulluk ve açlık sınırında yaşayanların sayısı da hızla artacak. Ekim 2017’de 1281 şirket kapandı. Kapanan şirket sayısı bir önceki aya göre % 44.91 oranında arttı. Kapanan şirket sayısı işsizler ordusunun daha da büyümesine neden olacak açlar, yoksullar ve işsizler ordusu her gün artarak büyüyecek.